12 Şubat 2019 Salı

A la izquierda del roble / Mario Benedetti

A la izquierda del roble

"pienso a veces en Dios
bueno no tantas veces
no me gusta robar
su tiempo
y además está lejos
vos estás a mi lado
ahora mismo estoy triste
estoy triste y te quiero
ya pasarán las horas
la calle como un río
los árboles que ayudan
el cielo
los amigos
y qué suerte
te quiero
hace mucho era niño
hace mucho y qué importa
el azar era simple
como entrar en tus ojos
déjame entrar
te quiero
menos mal que te quiero.

No sé si alguna vez les ha pasado a ustedes
pero puedo ocurrir que de pronto uno advierta
que en realidad se trata de algo más desolado
uno de esos amores de tántalo y azar
que Dios no admite porque tiene celos.

Fíjense que él acusa con ternura
y ella se apoya contra la corteza
fíjense que él va tildando recuerdos
y ella se consterna misteriosamente."

Mario Benedetti





To the Left of the Oak Tree

"Sometimes I think of God
But not too often
I don't like to rob
His  time
And besides he is far away
You are here by my side
Right now I am sad
I am sad and I love you
The time will go by
The street like a river
The abetting trees
Friends
Whatever
I love you
A long time ago I was a boy
A long time ago and it doesn't matter
The toss was simple
How to enter your eyes
Let me in
I love you
It is so good to love you.

I don't know if it has ever occurred to you
But it might happen that soon you are aware
That in reality it has to do with something more desolate
A love of the kind that is blind and rare
That God doesn't allow because he is jealous.

Look how he accuses with tenderness
As she leans against the tree-bark
Look at how he brandishes memories
And she is consternated mysteriously."

Mario Benedetti

Translated by Mario Benedetti, Louise B. Popkin





Meşe Ağacının Solunda

Tanrıyı düşünüyorum bazen
öyle çok da değil ama
zamanını çalmak istemem
hem zaten o uzakta
ama sen yanımdasın şimdi keder içindeyim
keder içindeyim ama seviyorum seni
daha nice saatler geçecek biliyorum
bir nehir gibi akıp sokaklar geçecek
hep yanımda olan ağaçlar
gökyüzü
ve dostlar geçecek
ama öyle şanslıyım ki
seni seviyorum
çok eskiden çocukken
çok eskiden, her neyse boş ver
basit bir tesadüftü zaten
gözlerinde kaybolmak gibi tıpkı
izin ver kaybolayım yine
seviyorum seni
seni seviyorum şükür ki.

Bilmiyorum sizin de hiç başınıza geldi mi
ama bazen insan bir anda fark eder ki
aslında çok daha sarsıcı bir ilişki söz konusudur
akıl ermez acılar ve tesadüflerle örülü
Tanrının kıskançlıktan yol vermediği aşklardandır bu.

Bakın adam nasıl da şefkatle itham ediyor kadını
kadın öylece bir ağacın gölgesine yaslanmış
adam nasıl da döküyor eski anılarını ortaya bir bir
ve için için dağılıyor ama dimdik ayakta kadın.

Mario Benedetti

Çeviri: Bülent Kale


Photo by David Dubnitskiy

29 Ocak 2019 Salı

The Captain is Out to Lunch and the Sailors Have Taken Over the Ship / Charles Bukowski

“Sometimes I feel as if we are all trapped in a movie. We know our lines, where to walk, how to act, only there is no camera. Yet, we can't break out of the movie. And it's a bad one.”

"We are sick, the suckerfish of hope. Our poor clothing, our old cars. We move toward the mirage, our lives wasted like everyboy else's."

“I can never drive my car over a bridge without thinking of suicide. I can never look at a lake or an ocean without thinking of suicide.”

Charles Bukowski - (The Captain is Out to Lunch and the Sailors Have Taken Over the Ship)





"A veces me siento como si estuviéramos todos atrapados en una película. Nos sabemos el diálogo, hacia dónde caminar, cómo actuar, sólo que no hay cámara. Y sin embargo, no podemos escapar de la película. Y es una mala película."

"Estamos enfermos, somos los pringados de la esperanza. Nuestras pobres ropas, nuestros viejos coches. Nos movemos hacia el espejismo, nuestras vidas malgastadas como las de todos los demás."

"Nunca puedo cruzar un puente con el coche sin pensar en el suicidio. Nunca puedo contemplar un lago o un océano sin pensar en el suicidio."

Charles Bukowski - (El capitán salió a comer y los marineros tomaron el barco)





"Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. Yine de çıkamıyoruz filmin içinden. Ve film kötü."

"Hastayız, ümit budalalarıyız. Eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde."

"Arabamla bir köprüden geçiyorsam aklımdan mutlaka intihar geçer. İntiharı düşünmeksizin bir göle ya da okyanusa bakamam."

Charles Bukowski - (Kaptan Yemeğe Çıktı Ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi)


Charles Bukowski

15 Ocak 2019 Salı

Dedication / Czeslaw Milosz

Dedication

You whom I could not save
Listen to me.  
Try to understand this simple speech as I would be ashamed of another.  
I swear, there is in me no wizardry of words.  
I speak to you with silence like a cloud or a tree.

What strengthened me, for you was lethal.  
You mixed up farewell to an epoch with the beginning of a new one,  
Inspiration of hatred with lyrical beauty;  
Blind force with accomplished shape.

Here is a valley of shallow Polish rivers. And an immense bridge  
Going into white fog. Here is a broken city;  
And the wind throws the screams of gulls on your grave  
When I am talking with you.

What is poetry which does not save  
Nations or people?  
A connivance with official lies,  
A song of drunkards whose throats will be cut in a moment,  
Readings for sophomore girls.
That I wanted good poetry without knowing it,  
That I discovered, late, its salutary aim,  
In this and only this I find salvation.

They used to pour millet on graves or poppy seeds  
To feed the dead who would come disguised as birds.  
I put this book here for you, who once lived  
So that you should visit us no more.  

Warsaw, 1945

Czeslaw Milosz





Dedicatoria

Vosotros, a quienes no pude salvar,
Escuchadme.
Intentad entender estas simples palabras, ya que de otras me avergonzaría.
Os juro que en ellas no hay hechicería.
Os hablo en silencio como una nube, como un árbol.

Aquello que me fortaleció a mí, para vosotros fue mortal.
Confundisteis el adiós a una época, con el advenimiento de una nueva
-Odio confabulado de belleza lírica.
Fuerza ciega de forma completa.

He aquí un valle polaco de ríos anémicos. Y un inmenso puente
Perdiéndose en la niebla. He aquí una ciudad vencida,
Y el viento arroja alaridos de gaviotas sobre vuestra tumba
Mientras os hablo.

¿Qué clase de poesía es aquella que no salva
Naciones o pueblos?
Una conspiración de mentiras oficiales.
Una tonadilla de borrachos cuyas gargantas serán cortadas de inmediato,
Una conferencia para señoritas.
He deseado la buena poesía sin saberlo,
He descubierto, ya tarde, su saludable objetivo.
En ella y sólo en ella, encuentro salvación.

Se solía esparcir millo o alpiste sobre las tumbas
Para alimentar a los muertos que volvían disfrazados de pájaros.
Aquí os dejo este libro, vosotros quienes alguna vez vivisteis
Para que nunca más volváis.

Varsovia, 1945

Czeslaw Milosz

Versión de Rafael Díaz Borbón





Prefazione

Tu, che non ho potuto salvare,
ascoltami,
cerca di capire questo linguaggio semplice, mi vergognerei di un altro,

non possiedo, lo giuro, la magia della parola,
ti parlo tacendo, come una nuvola a un albero,

ciò che fortificava me, per te era mortale,
hai scambiato il congedo di un’epoca per l’inizio di una nuova,

l’afflato dell’odio per bellezza lirica,
la forza cieca per forma compiuta.

Ecco la valle dei bassi fiumi polacchi. E il ponte enorme
che avanza nella bianca nebbia. Ecco la città infranta
e il vento scaglia contro la tua tomba gli stridi dei gabbiani,
mentre parlo con te.

Cos’è la poesia che non salva
i popoli né le persone?
Una complicità di menzogne ufficiali,
una cantilena di ubriachi, a cui fra un attimo verrà tagliata la gola,
una lettura per signorinette.

Che volevo una buona poesia, senza esserne capace,
che ho capito, tardi, il suo fine salvifico,
questo, e solo questo, è la salvezza.

Spargevano sulle tombe miglio e semi di papavero
per nutrire i morti accorrenti in volo – gli uccelli,
depongo qui questo libro per te, o trascorso,
perché d’ora innanzi tu smetta di apparirci.

Varsavia, 1945

Czeslaw Milosz

Poesie (Adelphi, 1983), trad. it. Pietro Marchesani





İTHAF

Seni kurtaramamıştım,
Sen kulak ver bana.
Bu yalınkat sözlerimi anlamaya çalış
Çünkü bir başkası utandırır beni.
İnan bana, söz sihirbazlığı yok bende.

Beni güçlendiren, ölüm demekti senin için
Bir çağa veda ile bir yeni çağın başlangıcını karıştırdın,
Ve nefretin ilhamı ile şiirsel güzelliği,
Kaba kuvvetle narin düzeni.

İşte sığ Polonya ırmaklarının vadisi. Apak sisin içine
Atılmış upuzun bir köprü. İşte yıkık bir kent.
Rüzgâr senin mezarına martı çığlıkları serpiyor
Ben konuşurken seninle.

Şiir nedir ki kurtarmazsa
Ulusları, insanları?
Resmi yalanların suç ortağıdır,
Az sonra gırtlakları kesilecek ayyaşların şarkısı,
Liseli kızlara eğlencelik
Güçlü şiire özlem duydum ya ne olduğunu bilmeden,
Yararlı amacını geç öğrendim ya.
Kurtuluşumu işte bunda buldum, yalnız bunda.

Darı ve haşhaş tohumları dökerlerdi mezarların üstüne
Kuş biçiminde gelen ölüleri beslemek için.
Bu kitabı buraya ben senin için koydum.
Sen eskiden yaşamıştın.
Bir daha bizi ziyaret etme diye.

Varşova, 1945

Czeslaw Milosz

Çeviri: Talat Sait Halman





SUNU

Sen, kurtaramadığım insan
Dinle beni.
Anlamaya çalış bu yalın sözleri, başka türlüsünü söyleyemediğim için.
Yemin ederim ki, söz büyücülüğü yok bende.
Bir bulut ya da ağaç gibi sesleniyorum sana.

Bana güç veren şey, ölümcül bir darbeydi senin için.
Birbirine karıştırdın kapanan bir çağla yeni bir çağın başlangıcını,
Nefretin esiniyle lirik güzelliği,
Gözü kararmış güçlü usta işi biçimi.

Sığ Leh ırmaklarının koyağı işte burası. Ve koca bir köprü uzanıyor
Beyaz sislere. Parçalanmış bir kent bu
Ve ben seninle konuşurken
Martı çığlıklarını savuruyor mezarına rüzgâr.

Şiir nedir ki, ulusları ve insanları
Kurtaramıyorsa eğer?
Resmî yalanlarla dolu bir suç ortaklığı,
Biraz sonra boyunları vurulacak sarhoşların söylediği bir türkü,
Liseli toy kızların okuma ödevleri.
Bilmeden iyi şiiri aramış olmam,
Şiirin tek amacını, biraz geç, anlamış olmam,
Bunda, yalnız bunda görüyorum kurtuluşumu.

Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.

Varşova, 1945

Czeslaw Milosz

Çeviri: Cevat Çapan


Czeslaw Milosz, 1981

11 Ocak 2019 Cuma

The Fall / Czeslaw Milosz

The Fall

The death of a man is like the fall of a mighty nation
That had valiant armies, captains, and prophets,
And wealthy ports and ships over all the seas,
But now it will not relieve any besieged city,
It will not enter into any alliance,
Because its cities are empty, its population dispersed,
Its land once bringing harvest is overgrown with thistles,
Its mission forgotten, its language lost,
The dialect of a village high upon inaccessible mountains.

Czeslaw Milosz





La caída

La muerte de un hombre es como la caída de una poderosa nación
Que tuvo valientes ejércitos, capitanes y profetas,
Y ricos puertos y barcos en todos los mares,
Pero ahora no socorrerá ninguna sitiada ciudad,
No entrará en ninguna alianza,
Porque sus ciudades están vacías, su población dispersa,
Su tierra que una vez proveyó de cosechas está saturada de cardos,
Su misión olvidada, su lengua perdida,
El dialecto de un pueblo puesto sobre inaccesibles montañas.

Czeslaw Milosz

Versión de Rafael Díaz Borbón





La caduta

La morte di un uomo è come la caduta di una nazione potente
che ebbe eserciti valorosi, capitani e profeti,
e porti ricchi e navi in tutti i mari,
ma ora non libererà più nessuna città assediata,
non entrerà in nessuna nuova alleanza,
perchè le sue città sono vuote, la popolazione dispersa,
la sua terra una volta carica di messi è piena di cardi,
la sua missione dimenticata, la sua lingua perduta,
come il dialetto di un villaggio su per una montagna inaccessibile.

Czeslaw Milosz





DÜŞÜŞ

Bir insanın ölümü, güçlü bir ulusun düşmesi gibidir:
Geçmişte kalmıştır yiğit orduları, kaptanları, yalvaçları,
Görkemli limanları, denizlerde egemen gemileri,
Ama artık o ulus, kuşatılmış kentleri kurtaramaz,
Antlaşma yapamaz başka uluslarla;
Kentleri boşalmıştır, halkı darmadağın,
Devedikeni kaplamıştır eskiden ekin dolu topraklarını,
Ülküsü unutulmuş, dili yitip gitmiştir:
Bir köy ağzı kalmıştır ta yükseklerde, dağ başlarında.

Czeslaw Milosz

Çeviri : Talât Sait Halman


Czeslaw Milosz

10 Ocak 2019 Perşembe

Ways of Seeing / John Berger

"The mirror was often used as a symbol of the vanity of woman. The moralizing, however, was mostly hypocritical.

You painted a naked woman because you enjoyed looking at her, you put a mirror in her hand and you called the painting Vanity, thus morally condemning the woman whose nakedness you had depicted for your own pleasure.

The real function of the mirror was otherwise. It was to make the woman connive in treating herself as, first and foremost, a sight."

John Berger - (Ways of Seeing)





"EL espejo fue utilizado muchas veces como símbolo de la vanidad de la mujer. Sin embargo, hay una hipocresía esencial en esta actitud moralizante.

Tu pintas una mujer desnuda porque disfrutas mirándola. Si luego le pones un espejo en la mano y titulas el cuadro Vanidad, condenas moralmente a la mujer cuya desnudez has representado para tu propio placer.

Pero la función real del espejo era muy otra. Estaba destinado a que la mujer accediera a tratarse a sí misma principalmente como un espectáculo."

John Berger - (Modos de ver)





"Resimlerde ayna çoğu zaman kadınların kendilerine duydukları hayranlığı anlatan bir simge olarak kullanılmıştır. Ne var ki bu bir yalancılıktır, çünkü burada ortaya koyduğu ahlaksal görüşe çoğu zaman ressamın kendisi katılmamaktadır.

Çıplak kadın resmi yapılıyordu çünkü çıplak kadına bakmaktan zevk duyuluyordu; kadının eline bir ayna veriliyordu ve resme Kendine Hayranlık deniyordu. Böylece çıplaklığı zevk için resme geçirilen kadın ahlak açısından suçlanıyordu.

Oysa aynanın gerçek işlevi çok daha başkaydı. Ayna, kadının kendisini her şeyden önce ve her şeyden çok seyirlik bir şey olarak gördüğünü anlatmak için konuyordu resme."

John Berger - (Görme Biçimleri)


Vanity, c. 1485, by Hans Memling