27 Mart 2018 Salı

Federico García Lorca / Romance de la Guardia Civil Española

ROMANCE DE LA GUARDIA CIVIL ESPAÑOLA

Los caballos negros son.
Las herraduras son negras.
Sobre las capas relucen
manchas de tinta y de cera.
Tienen, por eso no lloran,
de plomo las calaveras.
Con el alma de charol
vienen por la carretera.
Jorobados y nocturnos,
por donde animan ordenan
silencios de goma oscura
y miedos de fina arena.
Pasan, si quieren pasar,
y ocultan en la cabeza
una vaga astronomía
de pistolas inconcretas.

¡Oh ciudad de los gitanos!
En las esquinas banderas.
La luna y la calabaza
con las guindas en conserva.
¡Oh ciudad de los gitanos!
¿Quién te vió y no te recuerda?
Ciudad de dolor y almizcle,
con las torres de canela.

Cuando llegaba la noche,
noche que noche nochera,
los gitanos en sus fraguas
forjaban soles y flechas.
Un caballo malherido,
llamaba a todas las puertas.
Gallos de vidrio cantaban
por Jerez de la Frontera.
El viento, vuelve desnudo
la esquina de la sorpresa,
en la noche platinoche
noche, que noche nochera.

La Virgen y San José
perdieron sus castañuelas,
y buscan a los gitanos
para ver si las encuentran.
La Virgen viene vestida
con un traje de alcaldesa,
de papel de chocolate
con los collares de almendras.
San José mueve los brazos
bajo una capa de seda.
Detrás va Pedro Domecq
con tres sultanes de Persia.
La media luna, soñaba
un éxtasis de cigüeña.
Estandartes y faroles
invaden las azoteas.
Por los espejos sollozan
bailarinas sin caderas.
Agua y sombra, sombra y agua
por Jerez de la Frontera.

¡Oh ciudad de los gitanos!
En las esquinas banderas.
Apaga tus verdes luces
que viene la benemérita.
¡Oh ciudad de los gitanos!
¿Quién te vio y no te recuerda?
Dejadla lejos del mar,
sin peines para sus crenchas.

Avanzan de dos en fondo
a la ciudad de la fiesta.
Un rumor de siemprevivas
invade las cartucheras.
Avanzan de dos en fondo.
Doble nocturno de tela.
El cielo, se les antoja,
una vitrina de espuelas.

La ciudad libre de miedo,
multiplicaba sus puertas.
Cuarenta guardias civiles
entran a saco por ellas.
Los relojes se pararon,
y el coñac de las botellas
se disfrazó de noviembre
para no infundir sospechas.
Un vuelo de gritos largos
se levantó en las veletas.
Los sables cortan las brisas
que los cascos atropellan.
Por las calles de penumbra
huyen las gitanas viejas
con los caballos dormidos
y las orzas de monedas.
Por las calles empinadas
suben las capas siniestras,
dejando detrás fugaces
remolinos de tijeras.
En el portal de Belén
los gitanos se congregan.
San José, lleno de heridas,
amortaja a una doncella.
Tercos fusiles agudos
por toda la noche suenan.
La Virgen cura a los niños
con salivilla de estrella.
Pero la Guardia Civil
avanza sembrando hogueras,
donde joven y desnuda
la imaginación se quema.
Rosa la de los Camborios,
gime sentada en su puerta
con sus dos pechos cortados
puestos en una bandeja.
Y otras muchachas corrían
perseguidas por sus trenzas,
en un aire donde estallan
rosas de pólvora negra.
Cuando todos los tejados
eran surcos en la tierra,
el alba meció sus hombros
en largo perfil de piedra.

¡Oh, ciudad de los gitanos!
La Guardia Civil se aleja
por un túnel de silencio
mientras las llamas te cercan.

¡Oh, ciudad de los gitanos!
¿Quién te vio y no te recuerda?
Que te busquen en mi frente.
juego de luna y arena.

Federico García Lorca - (Romancero Gitano, 1928)





BALLAD OF THE SPANISH CIVIL GUARD

The horses are black.
The horseshoes are black.
Stains of ink and wax
shine on their capes.
They have leaden skulls
so they do not cry.
With souls of leather
they ride down the road.
Hunchbacked and nocturnal
wherever they move, they command
silences of dark rubber
and fears of fine sand.
They pass, if they wish to pass,
and hidden in their heads
is a vague astronomy
of indefinite pistols.

Oh city of the gypsies!
Banners on street-corners.
The moon and the pumpkin
with preserved cherries.
Oh city of the gypsies!
Who could see you and not remember?
City of sorrow and musk,
with towers of cinnamon.

When night came near,
night that night deepened,
the gypsies at their forges
beat out suns and arrows.
A badly wounded stallion
knocked against all the doors.
Roosters of glass were crowing
through Jerez de la Frontera.
Naked the wind turns
the corner of surprise,
in the night silver-night
night the night deepened.

The Virgin and Saint Joseph
have lost their castanets,
and search for the gypsies
to see if they can find them.
The Virgin comes draped
in the mayoress’s dress,
of chocolate papers
with necklaces of almonds.
Saint Joseph swings his arms
under a cloak of silk.
Behind comes Pedro Domecq
with three sultans of Persia.
The half moon dreamed
an ecstasy of storks.
Banners and lanterns
invaded the flat roofs.
Through the mirrors wept
ballerinas without hips.
Water and shadow, shadow and water
through Jerez de la Frontera.

Oh city of the gypsies!
Banners on street-corners.
Quench your green lamps
the worthies are coming.
Oh city of the gypsies!
Who could see you and not remember?
Leave her far from the sea
without combs in her hair.

They ride two abreast
towards the festive city.
A murmur of immortelles
invades the cartridge-belts.
They ride two abreast.
A doubled nocturne of cloth.
They fancy the sky to be
a showcase for spurs.

The city, free from fear,
multiplied its doors.
Forty civil guards
enter them to plunder.
The clocks came to a halt,
and the cognac in the bottles
disguised itself as November
so as not to raise suspicion.

A flight of intense shrieks
rose from the weathercocks.
The sabres chopped at the breezes
that the hooves trampled.
Along the streets of shadow
old gypsy women ran,
with the drowsy horses,
and the jars of coins.
Through the steep streets
sinister cloaks climb,
leaving behind them
whirlwinds of scissors.

At a gate to Bethlehem
the gypsies congregate.
Saint Joseph, wounded everywhere,
shrouds a young girl.
Stubborn rifles crack
sounding in the night.
The Virgin heals children
with spittle from a star.
But the Civil Guard
advance, sowing flames,
where young and naked
imagination is burnt out.
Rosa of the Camborios
moans in her doorway,
with her two severed breasts
lying on a tray.
And other girls ran
chased by their tresses
through air where roses
of black gunpowder burst.
When all the roofs
were furrows in the earth
the dawn heaved its shoulders
in a vast silhouette of stone.

O city of the gypsies!
The Civil Guard depart
through a tunnel of silence
while flames surround you.

O city of the gypsies!
Who could see you and not remember?
Let them find you on my forehead:
a play of moon and sand.

Federico García Lorca

Translation by A. S. Kline





İSPANYOL SİVİL MUHAFIZI BALADI

Karadır atlar.
Karadır nalları.
Parıldar, altında pelerinin
mürekkep ve mum lekeleri.
Kurşundandır kafatasları,
bundandır ağlamazlar.
Vernikli ruhlarıyla
gelirler yoldan onlar.
Kamburlar ve gecelikler,
hükmediyorlar nereye kıpırdanıverseler,
sessizliklerine koyu plastiklerin
ve korkularına ince kumun.
Geçerler, geçmek istediler mi bi’,
ve gizliyorlar kafada
belirsiz astronomisini
biçimsiz tabancaların.

Ah Çingeneler kenti!
Bayraklar var, köşelerde.
Ay ve balkabağı
konserve vişnelerle.
Ah Çingeneler kenti!
Kim görür seni bir kez, bir daha hatırlamaz?
Acının kenti ve misk’in
tarçın kuleleriyle.

Geliverdiğinde akşam
akşam ki akşam, akşam yapar onu,
dökümevlerinde Çingeneler
güneşler dövüyorlardı ve bir de oklar.
Fena yaralanmış bir at
çalıyordu tümünü kapıların.
Camdan horozlar ötüyorlardı
Herez de la Frontera’da.
Dönüyor o rüzgar çıplakçasına
şaşkınlık köşesini,
platince gecede,
akşam ki akşam, akşam yapar onu.

Kaybettiler kastanyetlerini,
La Birhen ve San Hose,
ve Çingeneler’i aradılar
görmek için, bulmuşlar mı diye.
Giymiş olarak geldi La Birhen
belediye başkanının karısının elbisesini,
çikolota kağıdından yapılma
bademden gerdanlıklarla.
Kıpırdatıyor San Hose, kollarını
bir pelerin altında, ipekten.
Geliyor beriden Pedro Domek
üç sultanıyla Pers ülkesinin.
Düş görüyordu yarımay
kendinden geçmişliğini leyleğin.
istila ediyor terasları,
Sancaklar ve fenerler.
Hıçkırıyor aynalarda
kalçasız rakkaseler.
Su ve gölge, gölge ve su
Herez de la Frontera’da.

Ah Çingeneler kenti!
Bayraklar var, köşelerde.
Söndür yeşil ışıklarını
jandarma geliyor jandarma.
Ah Çingeneler kenti!
Kim görür seni bir kez, bir daha hatırlamaz?
Bırak onu uzaklarına denizin,
tarak olmaksızın, saç yapımı için.

İlerliyorlar iki sıra
bayram kentine.
Bir dedikodu, herdem tazeli
istila ediyor fişeklikleri.
İlerliyorlar iki sıra.
Çifte geceliği ince zarın.
Gökyüzü, şöyle sanıyorlar,
bir mahmuzlar vitrini.

Kent, korkudan bağımsız,
katlayıp duruyor kapılarını.
Kırk sivil muhafız
saklanıyor onlarda.
Durdu şimdi saatler
ve şişelerce konyak
taktı maskesini Kasım’ın
şaşkınlık uyandırmamak için.
Bir uzun haykırışlar uçuşu
kalkıverdi rüzgargülleri arasında.
Kesiyor esintileri, süvari kılıçları
miğferlerin çiğnediği.
Gölgeli sokaklar boyunca
yaşlı Çingeneler koşturuyor
uykulu atlarıyla
ve kavanozlarıyla, para dolu.
Yokuş yukarı sokaklar boyunca
uğursuz pelerinler yükseliyor,
bırakarak ardında anlık
burgaçlarını makasların.

Belen kapısında,
toplanıyor Çingeneler.
San Hose, yaralarla dolu,
kefenliyor bir kızcağızı.
İnatçı, keskin silahlar
çınlıyor tüm gecede.
İyileştiriyor çocukları Birhen
tük’rükçüğüyle yıldızın.
Ama Sivil Muhafız
ilerliyor koca ateşler saçarak,
genç ve çıplak,
yanıp tutuştuğu yerde imgelemenin.
Gülüdür O, Los Kamboryos’un
oturur kapıda figan ederek
kesik iki göğsü ile
Uzanır bir tepside.
Ah Çingeneler kenti!
Kim görür seni bir kez, bir daha hatırlamaz?
Ve kaçıyordu diğer kızlar
örgüleriyle arkalarında,
bir havada ki parça parça olur onda
barut karası güller.
Tüm damlar
saban izi olduğunda yeryüzünde,
silkeledi omzunu şafak
bir uzun profilde taştan.

Ah Çingeneler kenti!
Uzaklaşıyor Sivil Muhafız
bir sessizlik tünelinde
yaklaşırken sana alevler.

Ah Çingeneler kenti!
Kim görür seni bir kez, bir daha hatırlamaz?
Alnımda arasınlar onlar seni.
Oyunu ayın ve kumun.

Federico García Lorca

İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin





"Karadır atları, kapkara
Nalları da kapkara demir.
Pelerinlerinde parıldar
Mürekkep ve mum lekeleri
Ağlamak nerede onlar nerede
hepsinin de kurşundan beyni
Yoldan ağır çıkageldiler
gönülleri cilalı deri.
O çılgınlar, o gececiler
boğarlar geçtikleri yeri
Zamk karası bir sessizliğe
ve bir dehşete kum incesi..."

Federico García Lorca - (İspanyol Sivil Muhafız Baladı)


Guardia Civil, Spain, 1950, by W. Eugene Smith

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder