31 Temmuz 2016 Pazar

David Diop / Afrique

AFRIQUE

Afrique mon Afrique
Afrique des fiers guerriers dans les savanes ancestrales
Afrique que chante ma grand-mère
Au bord de son fleuve lointain
Je ne t`ai jamais connue
Mais mon regard est plein de ton sang
Ton beau sang noir à travers les champs répandu
Le sang de ta sueur
La sueur de ton travail
Le travail de I` esclavage
L`esclavage de tes enfants
Afrique dis-moi Afrique
Est-ce donc toi ce dos qui se courbe
Et se couche sous le poids de l’humilité
Ce dos tremblant à zébrures rouges
Qui dit oui au fouet sur les routes de midi
Alors gravement une voix me répondit
Fils impétueux cet arbre robuste et jeune
Cet arbre là-bas
Splendidement seul au milieu des fleurs
Blanches et fanées
C`est I` Afrique ton Afrique qui repousse
Qui repousse patiemment obstinément
Et dont les fruits ont peu à peu
L’amère saveur de la liberté.

David Diop





AFRICA

Africa my Africa
Africa of proud warriors in ancestral savannahs
Africa of whom my grandmother sings
On the banks of the distant river
I have never known you
But your blood flows in my veins
your beautiful black blood that irrigates the fields
The blood of your sweat
The sweat of your work
The work of your slavery
The slavery of your children
Africa tell me Africa
Is this you this back that is bent
This back that breaks under the weight of humiliation
This back trembling with red scars
And saying yes to the whip under the midday sun
But a grave voice answers me
Impetious son that tree young and strong
That tree there
In slpendid loneliness amidst white and faded flowers
That is Africa your Africa
That grows again patiently obstinately
And its fruit gradually acquire
The bitter taste of liberty.

David Diop

(Modern Poetry from Africa,
Edited by Gerald Moore and Ulli Beier,
Penguin Books Ltd., London, Great Britain, 1976, p. 63-64)





ÁFRICA

África mía África
África y los orgullosos guerreros en los ancestrales desiertos
África mi abuela canta
Al borde de su lejano río
Yo nunca te conocí
Pero mi mirada está llena de tu sangre
Tu buena sangre negra derramada sobre los campos
La sangre de tu sudor
El sudor de tu trabajo
El trabajo de la esclavitud
La esclavitud de tus hijos
África dime África
Eres tú entonces esa espalda que se curva
Y cae bajo el peso de la humillación
Esa temblorosa espada marcada de rojo
Que dice si al látigo en las carreras del mediodía
Entonces gravemente una voz me responde
Impetuoso hijo ese joven y robusto árbol
Ese árbol allá abajo
Espléndidamente sólo entre flores marchitas
Es África tú África que renace otra vez
Que vuelve a brotar pacientemente obstinadamente
Cuyos frutos adquieren poco a poco
El amargo sabor de la libertad.

David Diop

(David Diop, senegalés nacido en Burdeos en 1927, murió en un accidente de aviación en 1961. Versión de José Miguel Oviedo.)





ÁFRICA

África mi África
Africa de los fieros guerreros en las sabanas ancestrales

África que canta mi abuela
a la orilla de su río lejano
yo nunca te conocí
pero mis ojos están llenos de tu sangre
tu buena sangre negra a través de los campos extendidos

la sangre de tu sudor
el sudor de tu trabajo
el trabajo de la esclavitud
la esclavitud de tus niños
África dime África
es tuya esa espalda que curva
y se acuesta bajo el peso de la humildad
esa espalda trémula a rayas negras
que dice sí al látigo sobre la ruta del Mediodía
entonces gravemente una voz me contesta
hijo impetuoso ese árbol robusto y joven
ese árbol allá abajo
espléndidamente solo en medio de las flores blancas y marchitas
es el África tu África
que contesta pacientemente obstinadamente
y cuyos frutos tienen poco a poco
el amargo sabor de la libertad.

David Diop

David Diop nació en Burdeos en 1927, de padre senegalés y madre cameruniana.  Durante su corta vida Diop pasó largas temporadas en hospitales a causa de su precaria salud. Viajó frecuentemente, desde la niñez, a través de Áfirca Occidental. Fue colaborador habitual de Présence y varios de sus primeros poemas a parecieron en la antología Langage et Poésie Négro Africane, preparada por Leopoldo Sédar Senghor. Publicó un libro, Coups de Pilon, poemas (Présence africane, 1956). Murió en un accidente aéreo en las afueras de Dakar, en 1960.

Versión de Lauren Mendinueta





AFRİKA

Afrika benim Afrika'm
Ata savanalarında onurla savaşanların Afrika'sı
Uzak ırmak kıyılarında
Büyükannemin ezgiler söylediği Afrika
Seni hiç bilmiyorum
Ama damarlarımda akan senin kanın
Tarlaları sulayan güzel siyah kanın senin
Terinin kanı
Emeğinin teri
Köleliğinin emeği
Çocuklarının köleliği
Afrika söyle bana Afrika
Bu iki büklüm sırt sen misin
Bu aşağılanma yükü altında çöken sırt
Bu kızarmış yara izleriyle tir tir titreyen
Ve öğle güneşinde kırbaca boyun eğen sırt
Ağırbaşlı bir ses yanıtlıyor beni
A hırçın oğul o genç ve sağlam ağaç
Orada
O solgun beyaz çiçeklerin arasında görkemli bir yalnızlığı yaşayan o ağaç
Sabır ve inatla yeniden boy veren
Ve meyveleri yavaş yavaş
Özgürlüğün acı tadını alan
Afrika o senin Afrika'n

David Diop (9 Temmuz 1927 – 29 Ağustos 1960)

Çeviri: Baki Yiğit

David Diop, Senegalli bir baba ile Kamerunlu bir annenin oğlu olarak Fransa'nın Bordeaux kentinde doğdu. 1956'da şiirlerini Coups de pilon (Tokmak Vuruşları) adlı kitabında topladı. Şiirlerinde, Avrupa'nın kültürel değerlerine karşı çıkarak halkının köle ticareti ve sömürgecilik döneminde çektiği acıları anlattı ve Afrika'yı parlak bir geleceğe götürecek devrimi savundu. Afrika'nın kültürü ve tarihi olmayan yoksul bir kıta olduğunu öne süren Fransızlar'ın asimilasyon politikasına karşı çıktı. Sömürge yönetiminin Afrika'ya hiçbir şey getirmeyeceğine, kültürel ve ekonomik canlanmanın siyasal bağımsızlıkla gerçekleşeceğine inanıyordu. Dakar'da bir uçak kazasında öldü.


Rwandan toddler cries and clings to his dead father, by David Turnley

Turgut Uyar / Ses

SES

Seni sonsuz biçimde buldum o biçimi almıştın
Sandviçlerle, kötü şehirle, terle başbaşa kalmıştın
Yürüdü üstüne herkesin neonu, herkesin babaannesi
Herkesin en eski olan kökü, en eski hanesi
Yeşili bozup suya çevirdin, akşamı sonsuz uzattın
Ne buldunsa o akşama uygun, ne buldunsa ona kattın
Sen bir atmacanın en uzun çığlığısın, her türlü gökte
Göğü büyüttün, otobüsleri aldın, şehirleri ufalttın
Seversin diye söylerim her şeyi, sana uygun olsun
Çünkü her şeyin birbirine uygununu sen bulursun
Gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
Ruhum, ateş yüreğim, kokum birlikte öyle...

Turgut Uyar - (Divan)


Photo by Igor Amelkovich

29 Temmuz 2016 Cuma

Ingeborg Bachmann / Betrunkener Abend

BETRUNKENER ABEND

Betrunkener Abend, voll vom blauen Licht,
taumelt ans Fenster und begehrt zu singen.
Die Scheiben drängen furchtsam sich und dicht,
in denen seine Schatten sich verfingen.

Er schwankt verdunkelnd um das Häusermeer,
trifft auf ein Kind, es schreiend zu verjagen,
und atmet keuchend hinter allem her,
Beängstigendes flüsternd auszusagen.

Im feuchten Hof am dunklen Mauerrand
tummelt mit Ratten er sich in den Ecken.
Ein Weib, in grau verschlissenem Gewand,
weicht vor ihm weg, sich tiefer zu verstecken.

Am Brunnen rinnt ein dünner Faden noch,
ein Tropfen läuft, den anderen zu erhaschen;
dort trinkt er jäh aus rostverschleimtem Loch
und hilft, die schwarzen Gossen mitzuwaschen.

Betrunkener Abend, voll vom blauen Licht,
taumelt ins Fenster und beginnt zu singen.
Die Scheiben brechen. Blutend im Gesicht
dringt er herein, mit meinem Graun zu ringen.

Ingeborg Bachmann





SARHOŞ AKŞAM


Sarhoş akşam, mavi ışıklarıyla sırtında,
yalpalıyor pencerede, istediği şarkı söylemek.
Camlar sarılmışlar birbirlerine korkudan sımsıkı,
akşamın eteklerine dolanmış gölgeleriyle.

O ise sendelemekte evler boyunca, ortalığı karartarak,
bir çocuğa rastlıyor, önünden çığlıklarla kaçan,
ve soluk soluğa koşuyor herkesin peşinden,
kulaklara en korkunç şeyleri fısıldayarak.

Karanlık duvar boyunca uzanan ıslak avluda,
farelerle cirit atıyor şimdi, ve bir kadın
sırtında eskimiş, kurşun rengi elbisesi,
kaçıyor akşamdan, daha kuytularda saklanmak için.

Çeşmeden sicim gibi bir su akmakta hâlâ,
damlalar birbirini yakalamak peşinde
ve akşam, ansızın su içiyor paslı yalaklardan,
yardım ederek karanlık sokakların yıkanmasına.

Sarhoş akşam, mavi ışıklarıyla sırtında,
bir şarkıdır tutturuyor pencerede yalpalayarak.
Kırılıyor camlar. Akşam, kanlı çiziklerle yüzünde
giriyor içeriye, istediği benim karanlığımla boğuşmak.

Ingeborg Bachmann

Çeviri:Ahmet Cemal


Prague at Night, 1958, by Josef Sudek

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Elisa Biagini / Tra noi la voce non

TRA NOI LA VOCE NON

Tra noi la voce non
conduce e arriva, come
phon dentro l’acqua,
ma si ferma come
d’interruttore,
acceso o spento
a casaccio. Noi due
siamo un paese
sotto embargo,
che vive di parentesi e
silenzi, di blackout,
sì che quando la luce poi
ritorna, noi ci si è già
dimenticati cosa dire.

Elisa Biagini





THE VOICE DOES NOT CONNECT, DOES NOT

The voice does not connect, does not
reach all the way between us
like a phon in water
instead it stops like a
circuit breaker
flipped on or off
at random. The two of us
are a country
under embargo,
living on parentheses and
silences, on blackouts,
so that when the lights finally
come on again, we have already
forgotten what to say to each other.

Elisa Biagini

Translated by Elisa Biagini





A NOSOTROS LA VOZ

no nos llega ni conecta, viene
como un teléfono en el agua,
sino que se rompe
como un interruptor
que se abre o se cierra
aleatoriamente.
Nosotros dos
somos un país
bajo embargo,
que vive de paréntesis
y silencios, de apagones,
y cuando la luz regresa,
no sabemos ya
qué queríamos decir.

Elisa Biagini





SES BİRLEŞTİRMEZ

Ses birleştirmez, eriş
mez sonuna kadar aramızda
suda bir ses yüksekliği birimi gibi
onun yerine durur
bir devre kesici gibi
rasgele
açılıp kapanan. Biz ikimiz
ambargo altında
bir ülkeyiz,
parantezlerde, ve
sessizliklerde yaşayan, karartmalarda,
öyle ki ışıklar en sonunda
geri geldiği zaman, çoktan
unuttuk birbirimize ne söyleyeceğimizi.

Elisa Biagini

Çeviri: Vehbi Taşar


Break Up by Hengki Lee

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Der Himmel über Berlin "Wings of Desire" (1987)

"Why am I me and why not you? Why am I here and why not there? When did time begin, and where does space end? Isn't life under the sun just a dream? Isn't what I see and hear and smell just an illusion of a world in front of the world? Does evil actually exist, and people who are really evil? How can it be that this "me" that I am wasn't "me" before I existed, and that someday this "me" that I am will no longer be "me"?"

Der Himmel über Berlin "Wings of Desire" (1987)





"Neden ben benim de sen değilim? Neden buradayım da orada değilim? Zaman ne zaman başladı? Ve mekan nerede bitiyor? Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı? Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım, sadece dünyadan önce ki dünyanın bir görüntüsü mü? Gerçekten kötülük var mı? Gerçekten kötü insanlar var mı? Nasıl olur da "ben" olan ben, "ben" olmadan önce var değildim? Ve nasıl olur da "ben" olan ben, bir zaman sonra "ben" olmayacağım?"

Berlin Üzerinde Gökyüzü "Arzunun kanatları" (1987)


Der Himmel über Berlin "Wings of Desire" (1987) - Star: Bruno Ganz




22 Temmuz 2016 Cuma

Füruğ Ferruhzad / Günce

"İnsan ne kadar az umarsa yaşamında bir o kadar daha rahattır. Ben kendimi yaşamdan pek bir şey ummamaya alıştırdım. Hep, neyse yine de iyidir, diyorum. Böylece daha az düşünür, daha çok yaşarım. Birçokları benim olduğum kadar bile mutlu değillerdir.

Şiir benim tanrımdır. Gecem gündüzüm bunu düşünmekle geçiyor, kimsenin söylemediği yeni bir şiir, güzel bir şiir söyleyeyim diye. Kendimle baş başa olmadığım ve şiiri düşünmediğim günüm, anlamsız ve hiç sayılır. Belki şiir görünüşte beni mutlu kılamaz; ancak ben mutluluğu kendim için başka türlü yorumluyorum.

Mutluluk benim için güzel elbise, iyi yaşam ve iyi yemek değil. Ben, ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor. Şayet insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar intihar ederim. Siz benden vazgeçin, bırakın ben sizce mutsuz ve aylak olayım; ancak ben hiçbir zaman yaşamımdan yakınmayacağım."

Füruğ Ferruhzad - (Günce)


Füruğ Ferruhzad

21 Temmuz 2016 Perşembe

Erdinç Durukan / Kadınlar

KADINLAR

Düşün...

Sönmüş memelerinden akan tek bir damlayla
bebelerini sonsuzluğa uğurlayan Afrikalı kadınları

Dağlarda, ovalarda
Savaşan kadınları

Her gece aynı bulvara çıkan
Leş kokulu erkeklerle yatan kadınları

Bir toprak uğruna harcanan kadınları

Savaşta evi yerle bir olmuş
Kocası ölmüş
Ellerine sımsıkı sarılmış çocuklarıyla kalan kadınları

Kadınlar...

(21.07.2016)

Erdinç Durukan


Photo by Shell Del Mar Vida

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Erdinç Durukan / İnanalım Sevginin Başlangıcına

İNANALIM SEVGİNİN BAŞLANGICINA

Deniz'e

Bütün bir gün gözlerinin içindeydim
Orada gördüm ne varsa
Bir trenin karlar içinde gittiğini
Havalanışını bir kuşun
Yaprağın ucuna dokunan ışığı
Sokakların yalnız çocukları olan kedileri
Ağaçları sonra
Dağların doruklarını
Kıtaları boydan boya geçen ırmakları
Denizleri, sonsuzluğunu onların

Ben ne gördümse hep
Yalnız senin gözlerinde gördüm

Nasılsa elini tutmuştum bir ara
Kokun sinmiş elime
Güller açıyor şimdi avuçlarımda

İnanalım denizin kıyıya bıraktıklarına
Kabuklarına, taşlarına
Kumlarına onun
İnanalım sevginin başlangıcına

(18.07.2016)

Erdinç Durukan


My work

8 Temmuz 2016 Cuma

Pablo Neruda / La ola

LA OLA

La ola viene del fondo, con raices
hijas del firmamento sumergido.
Su elàstica invasiòn fue levantada
per la potencia pura del Océano:
su eternidad apareciò inundando
los pabellones del poder profundo
y cada ser le dio su resistencia,
desgranò fuego frio en su cintura
hasta que de las ramas de la fuerza
despegò su nevado porderio.

Viene como una flor desde la tierra
cuando avanzò con decidido aroma
hasta la magnitud de la magnolia,
pero esta flor del fondo que ha estallado
trae toda la luz que fue abolida,
trae todas las ramas que no ardieron
y todo el manantial de la blancura.

Y asì quando sus parpados redondos,
su volumen, sus copas, sus corales
hinchan la piel del mar apareciendo
todo este ser de seres submarinos:
es la unidad del mar que se construye:
la columna del mar que se levanta:
todos sus nacimientos y derrotas.

La escuela de la sal abriò las puertas,
volò toda la luz golpeando el cielo,
creciò desde la noche hasta la aurora
la levadura del metal mojado,
toda la claridad se hizo corola,
creciò la flor hasta gastar la piedra,
subiò a la muerte el rio de la espuma,
atacaron las plantas procelarias,
se desbordo la rosa en el acero;
los baluartes del agua se doblaron
y el mar desmoronó  sin derramarse
su torre de cristal y escalofrió.

Pablo Neruda - (El Gran Océano, Canto General, 1950)





THE WAVE

The wave comes up from the bottom, with roots
that are daughters of the submerged firmament.
Its elastic invasion was mounted
by the pure potency of the Ocean:
its eternity came on inundating
the pavilions of deep dominion,
each essence offering resistance,
as it scattered cold fire from its waist
until from the boughs in full force
it loosed its snowtopped might.

It comes on like flower from the earth
advancing with decisive aroma
up to the magnitude of the magnolia;
but this flower from the depths already burst
brings along all the light ever abolished,
all the branches that never burned
and all the spring-source of whiteness.

Thus when its round eyelids,
its volume, its crests, its corals
swell the skin of the sea
and this whole essence of submarine essences appears,
it is the unity of the sea being built:
the column of the sea rising:
all its births and ships' defeats.

The school of the salt opened its door
and all the light flew up to batter at the sky,
the leaven of wetted metal
fermented from night to dawn,
all clarity turned to corolla,
the flower grew until it consumed the stone,
the sea-froth river rose up to death
and the tempestuous plants were assailed,
and the rose overflowed the stell:
the bulwarks of the water bent
and the sea fell away without spilling
its tower of crystal chill.

Pablo Neruda - (The Great Ocean, General Song, 1950)

Translated by Anthony Kerrigan





DALGA

Dipten çağıldıyor dalga, köklerle,
o batmış gök kubbenin kızları.
O esnek istilâ fırlatıldı havaya
Okyanus’un temiz gücüyle:
ortaya çıktı kalıcılığı, su bastığında
o derin gücün kameriyelerini
ve her bir varlık direnç gücünü verdi,
ve kuşağında savurdu o soğuk ateşi
ta ki bükene dek kendi kar beyazı gücünü
kudretin dallarından.

Yeryüzünden bir çiçek gibi geliyor o
yuvarlanırken kararlı kokusuyla
manolya çalısının görkemine doğru,
fakat dipteki bu çiçek, infilâk etmiş,
taşıyor yok edilmiş bütün o ışığı,
taşıyor yanmamış bütün o dalları
ve beyazlığın dolu kaynağını.

Ve onun yuvarlak gözkapakları,
oylumu, fincanları, mercanları,
oynuyor denizin derisiyle ve böylelikle gösteriyor
bu hayat bereketini suyun altında:
o vakit denizin birliği oluşturuluyordu,
denizin havaya yükselen sütunu,
tekmil doğumları ve düşüşü.

Tuzun okulu açtı kapılarını,
tekmil ışık uçtu ve kırbaçladı göğü,
geceden şafağa kabardı
o nemli metalin ekşi hamuru,
tekmil ışığın bolluğu bir taçyaprağı oldu,
çiçek büyüdü taş tüketilene dek,
ölüme doğru yükseldi köpüğün akışı,
fırtınanın bitkileri saldırdı,
gül akıttı kendini çelikte:
suyun iskelesi iki kat oldu
ve çağıldamaksızın çökeltti deniz
kristalden ve ürpertiden kendi kulesini.

Pablo Neruda - (Büyük Okyanus, Evrensel Şarkı, 1950)

Çeviri: İsmail Haydar Aksoy


Waves

7 Temmuz 2016 Perşembe

Pablo Neruda / Poema 8

POEMA 8

Abeja blanca zumbas —ebria de miel— en mi alma
y te tuerces en lentas espirales de humo.

Soy el desesperado, la palabra sin ecos,
el que lo perdió todo, y el que todo lo tuvo.

Última amarra, cruje en ti mi ansiedad última.
En mi tierra desierta eres la última rosa.

Ah silenciosa!

Cierra tus ojos profundos. Allí aletea la noche.
Ah desnuda tu cuerpo de estatua temerosa.

Tienes ojos profundos donde la noche alea.
Frescos brazos de flor y regazo de rosa.

Se parecen tus senos a los caracoles blancos.
Ha venido a dormirse en tu vientre una mariposa de sombra.

Ah silenciosa!

He aquí la soledad de donde estás ausente.
Llueve. El viento del mar caza errantes gaviotas.

El agua anda descalza por las calles mojadas.
De aquel árbol se quejan, como enfermos, las hojas.

Abeja blanca, ausente, aún zumbas en mi alma.
Revives en el tiempo, delgada y silenciosa.

Ah silenciosa!

Pablo Neruda

Veinte poemas de amor y una canción desesperada, (1924)





POEM 8

White bee, you buzz in my soul, drunk with honey,
and your flight winds in slow spirals of smoke.

I am the one without hope, the word without echoes,
he who lost everything and he who had everything.

Last hawser, in you creaks my last longing.
In my barren land you are the final rose.

Ah you who are silent!

Let your deep eyes close. There the night flutters.
Ah your body, a frightened statue, naked.

You have deep eyes in which the night flails.
Cool arms of flowers and a lap of rose.

Your breasts seem like white snails.
A butterfly of shadow has come to sleep on your belly.

Ah you who are silent!

Here is the solitude from which you are absent.
It is raining. The sea wind is hunting stray gulls.

The water walks barefoot in the wet streets.
From that tree the leaves complain as though they were sick.

White bee, even when you are gone you buzz in my soul
You live again in time, slender and silent.

Ah you who are silent!

Pablo Neruda

Twenty Love Poems and a Song of Despair, (1924)





POEME 8

Abeille blanche, ivre de miel, toi qui bourdonnes dans mon âme,
tu te tords en lentes spirales de fumée.

je suis le désespéré, la parole sans écho,
celui qui a tout eu, et qui a tout perdu.

Dernière amarre, en toi craque mon anxiété dernière.
En mon désert tu es la rose ultime.

Ah ! silencieuse !

Ferme tes yeux profonds. La nuit y prend son vol.
Ah! dénude ton corps de craintive statue.

Tu as des yeux profonds où la nuit bat des ailes.
Et de frais bras de fleur et un giron de rose.

Et tes seins sont pareils à des escargots blancs.
Un papillon de nuit dort posé sur ton ventre.

Ah! silencieuse !

Voici la solitude et tu en es absente.
Il pleut. Le vent de mer chasse d'errantes mouettes.

L'eau marche les pieds nus par les routes mouillées.
Et la feuille de l'arbre geint, comme un malade.

Abeille blanche, absente, en moi ton bourdon dure.
Tu revis dans le temps, mince et silencieuse.

Ah ! silencieuse !

Pablo Neruda

Vingt poèmes d'amour et une chanson désespérée, (1924)





BIANCA APE RONZI

Bianca ape ronzi, ebbra di miele, nella mia anima
e ti pieghi in lente spirali di fumo.

Sono il disperato, la parola senza eco,
colui che tutto perse, e colui che tutto ebbe.

Ultima gómena, scricchiola in te la mia ansietà ultima.
Nella mia terra deserta sei l'ultima rosa.

Ah silenziosa!

Chiudi i tuoi occhi profumati. Lì aleggia la notte.
Ah denuda il tuo corpo di statua timorosa.

Possiedi occhi profondi dove la notte aleggia.
Fresche braccia di fiore e grembo di rosa.

I tuoi seni rassomigliano alle conchiglie bianche.
Sul tuo ventre è venuta a dormire una farfalla d'ombra.

Ah silenziosa!

Ecco la solitudine da dove sei assente.
Piove. Il vento del mare caccia gabbiani erranti.

L'acqua va scalza per le strade bagnate.
Da quell'albero si lamentano, come infermi, le foglie.

Bianca ape, assente, ancora ronzi nella mia anima.
Rivivi nel tempo, sottile e silenziosa.

Ah silenziosa!

Pablo Neruda

Venti poesie d'amore e una canzone disperata, (1924)





BALLA SARHOŞ

Balla sarhoş vızıldayıp durursun, beyaz arı, ruhumda
ve bükülürsün dumandan ikircikli sarmallarda.

Umutsuzum ben, yankısı olmayan söz gibi,
her şeyini kaybeden gibi ve her şeye sahip olan.

Sen, son bağımsın benim, sende patlar son kaygım.
Issız toprağımda son gülsün sen.

Ah, suskunsun sen!

Kapat derin gözlerini. Orada çırpar gece kanatlarını.
Ah, göster bana çıplak bedenini, bu ürkek heykeli.

Derindir gecenin kanatlarıyla vurduğu gözlerin.
Çiçekler gibi serin kolların, bir gül gibi kasığın.

Memelerin beyaz salyangozları andırır.
Bir pervane uzanmış karnında dinlenmek için.

Ah, suskunsun sen!

Benimki şimdi bana bıraktığın o yalnızlıktır.
Yağmur yağıyor. Deniz rüzgârı avlıyor titrek martıları.

Yalınayak koşuyor su ıslak caddelerden.
Oradaki ağaçta inliyor yapraklar, hastalar gibi.

Beyaz arı, çok uzakta, hâlâ vızıldıyorsun ruhumda.
Yeniden doğuyorsun, zarif ve suskun.

Ah, suskunsun sen!

Pablo Neruda

Çeviri: İsmail Haydar Aksoy

"Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı"dan. (1924)


White nude by Robert Farber