25 Nisan 2014 Cuma

Milan Kundera - (The Unbearable Lightness of Being)

"He knew that these days turning out the light before making love was considered laughable, and so he always left a small lamp burning over the bed. At the moment he penetrated Sabina, however, he closed his eyes. The pleasure suffusing his body called for darkness. That darkness was pure, perfect, thoughtless, visionless; that darkness was without end, without borders; that darkness was the infinite we each carry within us. (Yes, if you're looking for infinity, just close your eyes!)

But the larger a man grows in his own inner darkness, the more his outer form diminishes. A man with closed eyes is a wreck of a man. Then, Sabina found the sight of Franz distasteful, and to avoid looking at him she too closed her eyes. But for her, darkness did not mean infinity; for her, it meant a disagreement with what she saw, the negation of what was seen, the refusal to see."

Milan Kundera - (The Unbearable Lightness of Being)





"Al igual que la luz, le atrae la oscuridad. Sabe que en nuestro tiempo se considera ridículo apagar la luz mientras se hace el amor y por eso deja encendida una pequeña lámpara encima de la cama. Pero cuando penetra a Sabina, cierra los ojos. El gozo que le inunda requiere oscuridad. Esa oscuridad es pura, limpia, sin imágenes ni visiones, esa oscuridad no tiene final, no tiene fronteras, esa oscuridad es el infinito que cada uno de nosotros lleva dentro de sí. (¡En efecto, quien busque el infinito, que cierre los ojos!)

Pero cuanto mayor se vuelve un hombre en su oscuridad interior, más disminuye en su apariencia externa. Un hombre con los ojos cerrados es una ruina de hombre. A Sabina le desagrada esa visión, no quiere mirar a Franz y por eso cierra también los ojos. Pero esa oscuridad no significa para ella el infinito, sino simplemente la disconformidad con lo que se ve, la negación de lo visto, el rechazo a ver."

Milan Kundera - (La insoportable levedad del ser)





"Günümüzde sevişmeden önce ışığı söndürmenin gülünecek bir davranış olduğunu biliyor ve bu nedenle de yatağın başucundaki küçük lambayı hep yanık bırakıyordu. Oysa Sabina'nın içine girdiği an gözlerini kapıyordu. Tüm bedenini kaplayan zevk, karanlığı gerektiriyordu, o karanlık anı, kusursuz, düşüncesiz, görüntüsüzdü; o karanlık sonsuz, sınırsızdı; o karanlık her birimizin içinde taşıdığı sonsuzdu. (Evet, istediğin sonsuzluksa kapatıver gözlerini!)

Ama insan kendi içindeki karanlıkta büyüdükçe, dış çizgileri küçülür, kaybolur. Gözleri kapalı adam, adam enkazıdır. Derken Sabina, Franz'ın görünüşünü gitgide daha sevimsiz bulmaya başladı ve ona bakmaktan kaçınmak üzere o da gözlerini kapadı. Ama onun için, karanlık sonsuzluk demek değildi; onun için, gördüğü şeyle uyuşmamak, gördüğü şeyin olumsuzlanması, görmeyi reddetmekti."

Milan Kundera - (Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği)


The Unbearable Lightness of Being (1988) - A scene from the movie.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder